cropped-temas-logo-300×77-logo
✕
  • Anasayfa
  • İletişim
  • Dental Department
  • Cardiology
  • Pediatrics
  • X-ray
  • Ear Treatment
  • Pregnancy
  • Hakkımda
  • Hizmetlerimiz
    yetiskin-anamenu
    Yetişkin
    ergen-anamenu
    Ergen
    cocuk-anamenu
    Çocuk
    tum-hizmetler
    Tüm Hizmetler
  • Testler
  • Makaleler
  • İletişim
  • Serap Sözen
0532 667 22 33
Call us
temas-logo
✕
  • Hakkımızda
  • Hizmetlerimiz
    • Yetişkin
    • Ergen
    • Çocuk
  • Testler
  • Makaleler
  • İletişim
  • Serap Sözen
cropped-temas-logo-300×77-logo
✕
  • Anasayfa
  • İletişim
  • Dental Department
  • Cardiology
  • Pediatrics
  • X-ray
  • Ear Treatment
  • Pregnancy
  • Hakkımda
  • Hizmetlerimiz
    yetiskin-anamenu
    Yetişkin
    ergen-anamenu
    Ergen
    cocuk-anamenu
    Çocuk
    tum-hizmetler
    Tüm Hizmetler
  • Testler
  • Makaleler
  • İletişim
  • Serap Sözen
0532 667 22 33
Call us
temas-logo
✕
  • Hakkımızda
  • Hizmetlerimiz
    • Yetişkin
    • Ergen
    • Çocuk
  • Testler
  • Makaleler
  • İletişim
  • Serap Sözen

Fallusa Tapan Annelerin Falluslarını Dünyanın Merkezi Sanan Oğulları

Yazar: Uzman Psikolog Serap Sözen

Günümüzde iyice popülerleşmiş ve ruh sağlığı alanından olsun olmasın herkesin hakkında bir fikri olduğu ve bildirmekten de geri durmadığı bir kavram olan “narsisizme”; narsisizmin erkek cinsiyetinde tezahür etmesinde katkısı çok önemli olan anne ile oğlu arasında kurulan bağdaki fallus merkezli duruma bir bakış atacağız.

Fallus, diğer bir deyişiyle “erkeklik organı” bilhassa psikanalitik literatürde üzerine çok yazılıp çizilmiş, çok söz söylenmiş bir olgu olarak karşımıza çıkar. Peki bu fallusun erkek ruhsallığında yeri ve önemi nedir? Ve dahası yaşamsal olarak bile kabul edilemeyecek bir organın erkek ruhsallığının merkezine konulup güç, iktidar, başarı, beceri ve dahi “becermek” gibi kavramlarla özdeş kılınmasının nedeni nedir? Erkek cinsiyetinde dünyaya gelmiş olanların bilinç düzeyinde ya da bilinçdışı düzeyde “erkeklik organı”na bir zarar gelmesinden ise ölmeyi bile tercih edecekleri kadar yüksek narsisistik yatırım yapılan bu organın bu denli yüceltilmesinin asıl sebebi nedir?

Bunlar gibi ve daha da çoğaltılabilecek birçok sorunun tarihsel, sosyolojik, kültürel, dini ve psikolojik açıdan birçok yanıtı olabilir. Her şeyin temeline insan davranışlarını anlamayı koyan psikoloji bilimiyle sınırlı tutacağımız bu yazıda soruların yanıtlarını anne-bebek bağlanmasında aramaya çalışacağım.

Yeni doğan erkek bir bebeği olan anne; mensubu olduğu alt kültürün de etkisiyle, özel bir cinsiyette doğurduğu bu varlığı ve onu özel kılan bir kız çocuğunda mevcut bulunmayan tek organ olan penisi bilinçdışı düzeyde kendi özgürlüğüne açılan bir kapı gibi görüp; oğlunun cinsiyetine ve onun cinsiyetini belirgin kılan organına aşırı bir narsisistik yatırım yapmaya meyilli olur.

Çoğu kesim tarafından günümüzde bile kadının ikinci planda görüldüğü bir toplumda; kendisini diğer tüm kadınlar ve dahi erkeklerden özel ve ayrıcalıklı kılan bu erkek bebeğe ve onun cinsel organına aşırı bir narsisistik yatırım yapar anne olan. Kollarında tuttuğu şu minicik ve bakıma muhtaç varlığı büyütecek, yetiştirecek ve kendi gerçekleştiremediği her şeyi “yapabilen” bir öteki olarak dünyaya sunacaktır. Erkeklik boşuna “yapmakla” eşdeğer tutulmaz. Erkek olan “yapar”, “başarır”, “mücadele eder” ve “becerir”. Annenin bilinçdışı arzusu tetiklenir ve küçük oğlu aracılığıyla artık sahip olamadığı her şey zamanı gelince önüne serilecektir. Bilinçdışı düşlemlerinde kendisini kurtaracak olanı doğurmuştur ve nihayet çektiği tüm zorluklar günün birinde sona erecektir. Kocasının gücü kendisinin olmamıştır ancak nihayet sonsuza dek kendisinin olacak bir güce -oğlununkine- “sahip olmuştur”.

Erkek cinsiyetinde dünyaya gelmiş olanların birçoğunda bilinçdışı düzlemde deneyimlenen yutulma ve parçalanma korkusunun en önemli sebeplerinden birisinin; annenin erkek çocuğunun varlığını kendisine ait gördüğünü yine bilinçdışı düzlemde oğluna hissettirerek büyütmesi olduğunu düşünüyorum. Kendi erkeklik algısını ve bireyselliğini annesinin hegemonyasından tam olarak kurtaramamış hiçbir erkeğin, herhangi bir kadınla sağlıklı bir ilişki kurması ve tatmin edici bir duygusal hayat yaşaması pek olasılıklı görünmüyor.

Karşı cinsle kurulan yakınlığın anneyle kurulan ilksel ilişkiyi bilinçdışı bir biçimde hatırlatan doğası, erkekteki yutulma ve parçalanma kaygılarını tetikler. Karısını sever, onunla tatmin edici bir hayat yaşarsa; bilinçdışı anneye ihanet etmenin suçluluğunu yaşayacak olan erkek, karısına duygularını verebiliyor olsa bile partnerini ruhsallığında annesi tarafından çoktan işgal edilmiş özel ve ayrıcalıklı o yere bir türlü koyamaz. Orası doludur çünkü. Annenin gerçek ya da imgesel işgal edici varlığı, partner ilişkisinde araya giren bir üçüncü olarak deneyimlenir. Duygusal her yakınlaşma ve hatta bu yakınlaşmalar için gerekli olan arzu boyutu, erkek olan taraf açısından annenin işgalci varlığı sebebiyle zarar görmüştür. Partnerler arasında bir hayalet gibi gezinen bu üçüncü kişi ilişkiyi zorlasa da, anne olanın dokunulmazlığı nedeniyle çoğu zaman profesyonel danışmanlık süreçlerinde dahi dönüştürülmesi güç bir durum yaratır.

Bir diğer ilişki açmazı olan taraflardan birisinin, bu yazıda ele alınacağı üzere erkek olan tarafın narsisizmi de benzer kaynaktan gelir. Karşı cinsle ilişkiye arzu duyulabilecek en erken yaşa kadar erkek oluşuna methiyeler düzülen (sonrasında da pek tabii devam eden!) erkek olan kişi; ruhsallığında anne kadar besleyici, doyurucu, tatmin eden, “muhteşem ve görkemli” hissettiren bir ötekini dış dünyada bulamaz.

Annenin kendisi olmayan tüm diğer kadınları bir rekabet nesnesi gibi görüp onaylamayan tavrı da bu “muhteşem” erkek çocuğunu anneyle ilişkiye iyice hapseder. Anne olana göre oğlunu hak edecek bir kadın henüz yaratılmamıştır (kendisi dışında tabii!) ve tüm diğer kadınlar oğlunun gel geç heveslerini tatmin etmek için vardırlar. Böyle bir annenin oğlu kendisini gerçekten sevme kapasitesi olan bir kadınla karşılaşsa dahi anne o kadında mutlaka bir kusur bulacak ve kadın oğlunun ruhsallığında daha beliremeden türlü çeşitli bahanelerle yok edilecektir.

Anneye göre oğlunu seven kadın; oğlunun varlığını sunabileceği kadar güzel değildir, eğitimli değildir, zeki değildir, fazla örtülüdür, başı açıktır, mezhebi farklıdır, daha önce evlenmiştir, çocuğu vardır… Bahaneler asla bitmez! Anneye göre doğurduğu bu mucizevi varlığı kendisi dışında hiçbir kadın hak etmiyordur, edemez de! Kusursuz kendiliğin anne tarafından yansıtıldığı erkek çocuk da kendi görkemliliğine ve muhteşemliğine inanır. Annesi öyle diyorsa öyledir!

Bilinçdışı düzeyde hüküm süren görkemli oluşa dair içi boş bu inanca eğer gerçeklikten kopuk veya sınırların belirsizleştiği bir boyutta inanılmışsa; böylesi bir erkeğin kadınlarla olan ilişkisi kaos, karmaşa, tahrip etme, ilişki nesnesini yok sayma ve ötekinin duygularına karşı bir körlük şeklinde deneyimlenecektir. Kendi görkemliliğine olan bu inanç daha esnek ve farkındalığa açık bir kişilik yapısında hüküm sürüyorsa; inanç tartışılabilir ve değiştirilebilir nitelikte olacağı için bu kişi için ilişki dünyası daha umut verici olarak görülebilir.

Elbette her anne ve erkek çocuğu açısından gelişim bu rotada seyretmez. Oğlunu kendinden ayrı ve farklı bir birey olarak görebilen ve oğlunun narsisistik manevralarını gerekli ve sağlıklı sınırlarla durdurabilen anneler de mevcuttur. Bu yazıda sağlıksız anne-erkek çocuk bağlanmasının dinamiğinin bir yönü üzerinde durulmuştur. Oğlunun varlığına aşırı anlam yükleyen ve oğlunun da dünya üzerindeki en özel kişiymiş gibi hissettirildiği dengesiz bağlanmalarda işleyen bilinçdışı mekanizmanın görüntüsü deşifre edilmeye çalışılmıştır.

Kadın cinsiyetinde doğanlara erkeklerle eşit hak ve özgürlüklerin tanındığı bir dünyada anne olmayı seçmiş ve erkek çocuk doğurmuş kadınlar da rüştlerini erkek evlatları üzerinde ispatlamaya çalışmayacaktır. Ve düşünceme göre bireylerin ve toplumların gelişimsel sağlığı da bu yolla sağlanmış ve korunmuş olacaktır.

İçerik Editörü: Uzman Psikolog Serap Sözen
Son Güncelleme: 02.01.2026

⚠️ YASAL UYARI: Bu web sitesinde yer alan tüm içerikler, makaleler ve paylaşımlar yalnızca kişisel gelişim, bilgilendirme ve farkındalık amaçlıdır. Burada paylaşılan bilgiler, tıbbi bir tanı, tedavi planı veya psikiyatrik müdahale niteliği taşımaz ve hekim kontrolü yerine geçmez. Sitedeki bilgiler, hastalıkların teşhisi ve tedavisi için kullanılamaz. Ruhsal veya fiziksel rahatsızlıklarınız için lütfen hekimlere ve sağlık kuruluşlarına başvurunuz.

cropped-temas-logo-300×77-logo
Psikologlar-2
Atatürk Mah. Sedef Cad. 36. Ada Ata 2-4 Blok 2/160 Ataşehir/İstanbul

Çalışma Saatleri :
Her gün : 9.00 - 18.00 

cropped-temas-logo.png
Psikologlar-2
Atatürk Mah. Sedef Cad. 36. Ada Ata 2-4 Blok 2/160 Ataşehir/İstanbul

Çalışma Saatleri :
Her gün : 9.00 - 18.00 

0532 667 22 33

İletişime Geç
  • Hakkımda
  • Hizmetlerimiz
  • Testler
  • Makaleler
  • İletişim
  • KVKK

0532 667 22 33

İletişime Geç
  • Hakkımda
  • Hizmetlerimiz
  • Testler
  • Makaleler
  • İletişim
  • KVKK

⚠️ Yasal Uyarı: Bu sitedeki içerikler yalnızca kişisel gelişim ve bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tanı ve tedavi yerine geçmez.

© 2026 Temas Danışmanlık | Tüm Hakları Saklıdır | Designed by Doğukan Yaylacı

    WhatsApp us