Yazar: Uzman Psikolog Serap Sözen
Hepimizin bildiği üzere dünya genelinde yaşanan salgın süreçleri ve benzeri büyük krizler, insanlığı hem fiziksel hem de zihinsel olarak yoğun bir çaba içine sokmuştur. Bir yandan fiziksel sağlığımızı korumak için önlemler alırken, diğer yandan bu tür süreçlerin tetiklediği yoğun kaygı, belirsizlik hissi ve zihinsel yorgunluk gibi durumlarla baş etmek durumunda kalabiliyoruz. Her birimizin psikolojik olarak yoğun bir stres altına girdiği dönemlerde; “Bireysel danışmanlık almak, bu yoğun kaygı ve belirsizlik hissiyle baş etmeyi kolaylaştırabilir mi?” sorusu akıllara gelmektedir. Fiziksel sağlığı tehdit eden durumlar karşısında, danışmanlık sürecinin nasıl bir işlev göreceği merak konusudur. Bu kafa karışıklığına bir yanıt olması niyetiyle, insan davranışları ve gelişim süreçleri alanında 15 yıldır hizmet veren bir uzman olarak bu konuyu ele almak istedim.
Öncelikle algılanan tehdidin –küresel salgınlar veya benzeri krizlerin– oldukça gerçek bir tehdit olduğu, yani varoluşa sonluluğu hatırlatma işlevinde olduğu bir gerçektir. Tehdit, bu açıdan bakıldığında kurgusal değil, yaşamın bir gerçeğidir. Ancak neden bazı yaşam olayları veya hastalıklar, zihnimizde diğerlerinden daha fazla tehdit algısı yaratır?
Beklenmedik yaşam olaylarının hayatımıza aniden girmesi ve belirsizlik barındırması; bilinçdışımızda tekinsizlik, kontrol kaybı ve bilinmezlik hislerini tetikleyebilir. Bu durumlar herkes için belli miktarlarda kaygıyı açığa çıkarsa da, bazılarımız bu süreçlerde günlük yaşam işlevlerini sürdürmekte daha fazla zorlanabilir. Öyleyse aynı olaya neden hepimiz aynı biçimde tepki vermiyoruz? İşte bu noktada psikolojik altyapımız ve dayanıklılığımız çok önemli bir rol oynuyor. Psikolojik altyapımız –ki en önemli unsurunu çocukluk yaşantılarımız oluşturur– olaylara verdiğimiz tepkileri belirleyen en temel faktördür. Şimdi bu konuyu biraz daha açalım.
Bir çocuğun en temel duygusal besini; ebeveynlerinin ilgisi, şefkati, duygusal desteği, koruması ve kendisini koşulsuz kabul edebilmeleridir. İlk çocukluk yıllarında (özellikle ilk 5 yılda) çocuk bu duygusal kaynaklara ne kadar kolay ulaşabilmiş ve ne kadar içselleştirebilmişse, yaşam boyu karşılaşacağı zorluklara ve stres faktörlerine karşı o kadar güçlü bir “psikolojik bağışıklık” kazanmış olacaktır. Ebeveyn desteğini, yaşam streslerine karşı direnç kazandıran bir temel gibi düşünebiliriz.
Bu açıdan baktığımızda, zorlu yaşam olayları karşısında baş etmekte zorlandığımız yoğun bir kaygı hissediyorsak kendimize şu soruları sorabiliriz: “Çocukluğumda endişelerim karşısında ebeveynlerimin tutumu nasıldı?”, “Korktuğumda bunu aileme rahatça söyleyebiliyor muydum?”, “Duygularım anlaşıldı mı ve beni sakinleştirecek bir alan açıldı mı?”… Bu sorulara yetişkinin vereceği yanıtlar, içindeki çocuğun ne kadar duygusal bakım alabildiğinin göstergesidir.
Çocukluğunda yeterince duygusal bakım alamamış yetişkinlerin, yaşamdaki stres faktörlerine karşı toleransı daha düşük olabilir. Fiziksel bağışıklık sistemi gibi, duygusal bağışıklık sistemi de zayıf olduğunda dış etkenlerden daha fazla etkileniriz. Çocukluktaki karşılanmamış duygusal ihtiyaçlar; bugün karşımıza yoğun kaygı, takıntılı düşünceler, sürekli huzursuzluk hali, içe kapanma veya umutsuzluk hissi olarak çıkabilir. Bu durumların altında yatan mekanizma birbirine oldukça benzerdir. Farklılık ise kişinin bu duygusal eksikliği hangi olaylar üzerinden ve nasıl deneyimlediğiyle ilgilidir.
Bireysel danışmanlık ve farkındalık çalışmaları tam olarak bu noktada devreye girer. Danışmanlık sürecinde; bireyin “şimdi ve burada” yaşadığı zorluktan yola çıkarak, bu zorluğu besleyen geçmiş duygusal kalıpların ve ihtiyaçların fark edilmesi amaçlanır. Uygulanan yöntemlerle kişinin, kendi kendine bakım verme becerisini geliştirmesi ve o duygusal boşluğu bilinçli bir farkındalıkla kapsaması hedeflenir. Eğer bu farkındalık kazanılabilirse, kişi bundan sonra karşılaşacağı yaşam zorluklarıyla, günlük yaşamını etkilemeyecek makul bir seviyede baş edebilir hale gelir.
Danışmanlık süreci, kaygı yaratan dışsal durumu (örneğin salgını veya krizi) ortadan kaldırmayı vaat etmez; zira yaşamda zorluklar hep olacaktır. Ancak bu süreç, kişinin zorluklarla daha etkin, daha dengeli ve daha bilinçli baş etmesini sağlayan işlevsel bir yolculuktur. Bu sürece niyetle başlayan ve sabırla devam eden kişiler, yaşam olaylarına karşı psikolojik dayanıklılıklarını artırarak hayatlarına daha güçlü bir şekilde devam etme fırsatını kendilerine sunmuş olacaklardır.
YASAL UYARI: Bu web sitesindeki içerikler yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Tıbbi tanı, tedavi veya hekim tavsiyesi yerine geçmez. Paylaşılan bilgiler, kişisel gelişim ve farkındalık süreçlerine yöneliktir. Ruhsal bir rahatsızlığınız olduğunu düşünüyorsanız, lütfen bir psikiyatri uzmanına veya sağlık kuruluşuna başvurunuz.
İçerik Editörü: Uzman Psikolog Serap Sözen
Son Güncelleme: 02.01.2026
⚠️ YASAL UYARI: Bu web sitesinde yer alan tüm içerikler, makaleler ve paylaşımlar yalnızca kişisel gelişim, bilgilendirme ve farkındalık amaçlıdır. Burada paylaşılan bilgiler, tıbbi bir tanı, tedavi planı veya psikiyatrik müdahale niteliği taşımaz ve hekim kontrolü yerine geçmez. Sitedeki bilgiler, hastalıkların teşhisi ve tedavisi için kullanılamaz. Ruhsal veya fiziksel rahatsızlıklarınız için lütfen hekimlere ve sağlık kuruluşlarına başvurunuz.
WhatsApp us